Mısırlı yazar Ala el-Asvani tarafından yazılan kitap Mısır’ın otoriter düzenini kişisel anılar ışığında harmanlayarak okuyucuya sunuyor. Kitap özellikle makul vatandaşın nasıl oluştuğu üzerinde duruyor. Her konuyu desteklemek için deneylere ve anılarına başvurması kitabı oldukça akıcı bir hale getirmiş durumda.
Kitap yanlış politikalar üretmelerine ve hatta siyasi kararlarının neticesinde vatandaşların zarar gördüğü bir ortamda bile nasıl oluyor da seçmenler otoriter liderlere sadakat ve sevgi gösterdiği üzerinde duruyor. Özellikle İsrail-Mısır savaşı sonrasında istifa kararı alan Cemal Abdülnasır’ın görevinde kalması için düzenlenen protestoları hatırlatarak orada toplanan halkın psikolojisine inmeye çalışıyor. Kalabalıktaki vatandaşlardan birinin ‘’o olmazsa bizi kim birleştirecek’’ sözü üzerine otoriter beyinler için kullandığı diktatörlük sendromu kavramı inşa ediyor.
Otoriter beyinlerin zamanla çevremizden ve ailemizden miras aldığımız konusuna eğilen yazar bunu Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev kitabı yazarı Etienne de La Boetie’den oldukça faydalanıyor. Bu noktada ana nokta özgürlüğü daha önce tatmamış vatandaşların özgürlüğü aramayacağını, arayanların ise artık istikrarı seçen vatandaşlar tarafından ya engellendiğini ya da fişlenmesine yardımcı olduklarını iddia ediyorlar. Kitap bu durumu Orta Doğu’dan bireysel anılar ile dolduruyor.
Önemli bir diğer nokta ise Faşist zihniyetin yavaş yavaş toplumun her noktasına yayıldığı ve siyasi dışı alanlarda bile benzer baskılamaların ve engellemelerin olduğu yönünde. Bu noktada şu şekilde bir örnek veriyor; hastanede kendisinden üst bir doktorla yağtığı tartışmayı daha üst bir hekime isim vermeden hangi fikrin doğru olduğunu sorarak iletiyorlar. İşin içinden çıkamayan hekim, kimin seviyesi yukarı ise onun düşüncesinin doğru olduğunu söyleyerek aslında bilimsel, eleştirel düşünce yerine mevkice itaati ön plana çıkartıyor.
Kitabı bir tren yolculuğunda okudum, yolculuk anında Orta Doğu’da toplumsal psikolojinin ve geçmişe özlemin hala komşu devletlerde de bizim kadar yoğun yaşandığı oldukça düşündürücü. Yazarın sade dili ve kendi anılarını anlatması kitabı akıcı yapıyor. Yazarın kısmen zengin bir aileden geldiğini unutmamamız gerekiyor. Herkese iyi okumalar dilerim.
Yusuf Emre Karaçam